ALKON ve HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, İhlas Haber Ajansı’na (İHA) verdiği röportajda son dönemde yaşanan şiddet olayları ve toplumsal yansımalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, eğitim sistemi ve toplumsal yapı üzerine dikkat çeken şu açıklamalarda bulundu.
ALKON Konfederasyonu olarak şiddeti şiddetle kınıyoruz. Bu aslında son yaşadığımız iki olayla birlikte ortaya çıkan, uzun zamandan beri olan bir dejenerasyonun artık zirvede ortaya çıkması meselesidir. Kamufle olmuş, insanların çok iyi sonuçlarını takip edemediği, bilemediği bir olayın aslında tamamen ortaya çıkmasıyla alakalı bir durum.
Dolayısıyla bu durum Milli Eğitim’de kökten bir düzenlemeyi gerektirmektedir. Yani ilköğretimden, ortaöğretimden, lise eğitiminden başlayarak bakış açısının sadece başarı odaklı olmaması gerekiyor. Yani sadece başarı odaklı bir eğitim eğitim değildir, öğretim olabilir ama eğitim değildir. Eğitim öğretim ayrıdır.
Dolayısıyla eğitimin dört dörtlük verilebilmesi için bizim kültürümüzün, değerlerimizin, erdemlerimizin çocuklarımıza aktarılması lazım. Ama şunu görüyoruz ki, kültür emperyalizminin yaşandığı bu son yüzyılda ağırlıklı olarak bizim insanımıza, kendi evladımıza, kendi kültürümüzü veremiyoruz. Çünkü onlar başka kültürlerden rahatlıkla etkileniyorlar. Sahte sanal ve sapkın yaşantı tarzları onlara cazip gösteriliyor. Hatta canavar mahluklar haline geliyorlar. Bu korkunç bir şey.
Gerçekle sanalı karıştırılmış bir beyin yapısı ve sanal dünyada yaşadığını zanneden insanlar gerçeği algılayamıyor. Yabancı kaynaklı bu durum esas itibariyle eğitim sistemiyle de alakalı. İnternet bağımlılığı da buna sebep oluyor.Bizim ülkemizde internet kullanımı çok yaygın. Ama baktığınız zaman faydaya yönelik kullanımı çok sınırlı. Yani internet kullanımının yüzde 5’i bile belki de faydalı bir kullanım için değil, bu gereksiz kullanım suistimaller için kullanılıyor.
Hiçbir şey bilmeyen çocuklar, internette toplumda göremedikleri şeylerin yansımalarını belki de sanal ve yanlış da olsa görüyorlar ki onlara çok cazip geliyor bunlar. Yani onlar aslında hayatlarını esas itibariyle israf ettikleri gibi bütün kabiliyetlerini çok zeki de olsalar, çok başarılı da olsalar, çok zirvede yaradılışta insanlar da olsalar maalesef israf ediyorlar.
Hedefi olmayan bir eğitimin sonuçları ne olabilir? Lütfen bunu herkes bir düşünsün. Bir kişinin hayatta bir hedefi yoksa bu kişi nasıl mutlu olabilir, nasıl verimli olabilir, nasıl motive olabilir? İşte maalesef olamaz.
Onun için en önemli şeylerden bir tanesi çocuklarımızın ve milletimizin doğru motivasyonunu sağlamak, hedef göstermektir. Ama bu hedef sadece maddi hedef olamaz. Yani maddi bir hedefle kim mutlu olabilir ki? Sadece maddiyatla kim mutlu olabilir? Bakın lütfen dünyayı takip edin. En mutlu insanlar nerede yaşıyor? Nispeten mutsuzluk hisseden insanlar nerede yaşıyor? Gördüğünüz gibi sadece her şey maddiyatla alakalı değil. Hayata bakış açısıyla, erdemlerle, vicdanla alakadar. Vicdanı rahat olmayan bir insan mutlu olabilir mi? Olamaz.
İşte dolayısıyla çok uzun zamandan beri de, tabii bu bize göre uzun bir zaman, birkaç aydır Milli Eğitim Bakanlığı’ndan bir görüşme talep ettik. Konfederasyon olarak inşallah gideceğiz. Milli eğitimle alakalı önerilerimizi, yapılması gerekenleri kendilerine rapor olarak vereceğiz.
Ve bütün yenilikleri, gelişimleri, çocuklarımızı olgunlaştıran, onları zirvelere taşıyacak, her biri birer şahika yapabilecek gelişimleri Milli Eğitim’in göstermesi için gereken her şeyi Konfederasyon olarak yapacağız.
Eğitimin tamamen yenilenmesi lazım. Bakın mesela çok net bir örnek vereyim. Toplumda belli bir yaşa gelmiş çocukların ve gençlerin hiçbirisi insanlarla nasıl konuşması gerektiğini bilmiyor. Mesela bir memura nasıl hitap edebileceğini bilmiyor. Yolda rastladığı insanlara nasıl konuşulur bilmiyor. Kendinden yaşlı insanlara nasıl hitap etmesi gerektiğini bilmiyor.
Yani bir kere mesela daha ilkokuldan önce, ana sınıfındayken, belki daha da önce tiyatrovari oyunlarla öğretilmeli. Mesela birisi polis olacak, öbürü çocuk olacak. Polis onun trafikte yoldan geçmesine izin verecek, onunla nasıl diyaloğa girecek işte başta burada öğrenecek? Veya bir makama gidecek, makamdaki bir kaymakamla görüşecek. Veya bir doktora gidecek, doktorla nasıl diyaloğa gireceğini orada idrak edecek.
Yani aslına bakarsanız adabı muaşeret çok önceden verilmesi lazım. Adabı muaşeret lise sonda verilmez, lise 2’de verilmez, verilemez. İş işten geçmiştir artık. Yani onların hayatlarında kalacak şeyleri, motivasyonları esas itibariyle ilk yaşlarda, eğitimin ilk yaşlarında verebilirsiniz. Ondan sonra gecikirsiniz.
Örneğin en iyi yabancı dil eğitimi ne zaman alınabiliyorsa o zaman verilmeli. Bunun gibi herşeyin biz zamanlaması ve uygulanması olabilir. Öyle de her çocuğun kendine ait özellikleri olduğu gibi, öğrenme şekilleri var. Bu şekillerin her biri çocuklara ulaştırılmalı ve onların en kolay ve şekilde anlamasının önü açılmalıdır.
Yani eğitimin tamamen yenilenmesi lazım. Bir de çocuklarımızın gelecekle alakalı vizyonunu geliştirecek, onların sorularına cevap verecek bir eğitim sisteminin gelmesi şart. Yani o çocukların hayatlarında kafalarına takılan herhangi bir şüpheyi, toplumla ilgili, dinle ilgili, kültürümüzle ilgili şüphenin onların içerisinde bir yara oluşturmasına izin verilmemesi gerekiyor. Bunları izah etmemiz, ispat etmemiz gerekiyor.
Bu devrin insanı hiçbir şekilde cebren, zorla hiçbir şey tabi olmaz. Medeniler ancak ikna edilir, başka bir şekilde olamaz. Yani bizim insanımızı ikna etmemiz gerekiyor, ikna da aklen olur. Dogmatik yapılanmalarla zoraki belirli şekillere sokularak olmaz.
Kaldı ki burada Z kuşağı da değil artık ne olduğu belli olmayan bir kuşak oluştu. Bu kuşak bu kalıba girmeyeceği gibi bu kuşak bu şekilde de artık kontrol altına alınamaz. Kusura bakmayın ama, hiçbir değer yargısı olmayan bir gençlikle karşı karşıyayız. Çok tehlikeli bir durumla karşı karşıyayız.Yani ne zaman ne yapacağı belli olmayacak insanlarla karşı karşıyayız. Tam kestiremediğiniz hareketlerde, davranışlarda, saldırılarda bulunabilecek bir kitleyle karşı karşıyayız. Bu çok çok tehlikeli bir durum.
Yani ileride bu bizim güvenlik sorunumuzu da oluşturacak . İnsanlar bir süre sonra sokaklarda gezemeyecekler.
Düşünün yani bir ortaokul çocuğu giriyor, ortaokulda 9 kişiyi öldürüyor. Daha kaç kişi yaralı belli değil. Öğretmenleri öldürüyor, küçücük çocukları öldürüyor ve rahatlıkla yapıyor. Vicdanı bile sızlamadan bunları yapıyor.
Bizim insanımız karıncaya basmaya korkarken şu geldiği duruma bakın. Lütfen buna dikkat edin. Bu nasıl bir şeydir? Kabul edilebilir bir şey midir? Edilemez. Bu aslında çok uzun zamandan beri olan bir dejenerasyonun artık zirvede ortaya çıkması meselesi.Elimizi uzattığımız insana güvenemeyeceksek korkunç bir güvensizlik ve tehlike altında kalırız. Biz bir Latin Amerika ülkesi değiliz. Biz bu dünyaya insanlığı öğretmiş bir milletiz. Biz bu durumlara düşecek bir millet değiliz.